Sahne peygamberlerin şahitlik etmeleriyle
başlıyor. Bu şahit tutulan peygamberler, dünyada
kendi toplumlarının neler yaptıklarına, ilahi
mesajın karşısında nasıl bir tavır
takındıklarına ne tür bir yalanlama içine
girdiklerine ilişkin bildikleri tüm uygulamaları
anlatıyorlar. İnkâr edenler ise dikilip duruyorlar.
Delil getirmeleri veya birilerini aracı olarak
kullanmalarına izin verilmiyor. Herhangi bir söz veya iş
ile Rabblerini memnun etmeleri istenmiyor. Zira artık
razı etme, azarlama zamanı geçmiştir. Şimdi
hesap ve ceza görme zamanı gelmiştir:
"Zalimler, azapla yüzyüze geldiklerinde artık ne
azapları hafifletilir ve ne de kendileri
Ortak koşanlar mahşer meydanında Allah'ın
ortakları olarak kabul ettikleri ve Allah ile birlikte ya da
Allah'ın dışında birer ilah olduklarına
inanıp, kendilerine taptıkları
ortaklarını gördüklerinde bu sessizlik sona eriyor.
Müşrikler, bu ortak koştukları yaratıklara
işaret ederek diyorlar ki:
"Ey Rabbimiz seni bırakıp kendilerine
yalvardığımız ortaklar bunlardı."
Onlar ancak bugün gerçeği kabul ediyorlar ve:
diyorlar. Burada ortak koşulanlar birden irkiliyorlar ve
bu ağır itham karşısında tir tir
titriyorlar. Kesin ve net bir ifadeyle kendi kullarını
yalan söylemekle suçluyorlar ve bunu pekiştiriyorlar:
"Koşulan ortaklar ise onlara "Sizler kesinlikle
yalancısınız" diye hemen cevap
yetiştirirler."
Sonra tam bir teslimiyet ve gönülden bir bağlılıkla
Allah'a yöneliyorlar.
"O gün müşrikler çaresizlik içinde Allah'a teslim
oluverirler."
Bir de bakıyoruz ki, müşrikler bu
iftiralarından bir şey elde edemiyorlar. Bu tehlikeli
durumda dayanacak hiçbir nokta bulamıyorlar:
"Ve uydurma ilahları tarafından yüzüstü bırakılırlar."
Bu duruşma anı, kendileri inkâr edip başkalarını
da Allah'ın yolundan alıkoyarak, küfre sürükleyen
inkârcıların azabının
arttırılmasının belirtilmesiyle sona eriyor:
"Onlar ki, kâfir oldular ve başkalarını da
Allah yolundan alıkoydular, onların azaplarını
katlayarak arttırırız."
Küfür bir bozgunculuktur. Başkasını küfre
sokmak da ayrıca bir bozgunculuktur. Kendileri küfür
cinayetini işlemekle kalmadılar,
başkasını doğru yoldan saptırma
cinayetini de işlediler. Böylece onların azabı da
yaptıklarına uygun düşecek bir ceza olarak
katlandı.
Bu her toplum için geçerli olan bir durumdur. Bu ana ilkenin
başta belirlenmesinden sonra konunun akışı içinde
Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- kendi kavmi ile
ilgili özel bir duruma değiniliyor.