Evlerde bulunan maddi rahat ve manevi huzur öyle bir nimettir
ki, ancak evleri bulunmayan, maddi ve manevi huzur yüzü
görmeyen, sürgündeki insanlar gerçek anlamda onun değerini
bilebilirler. Evdeki huzur ve rahat surenin akışı içinde
gaybtan söz eden bölümden sonra gelmektedir. Huzurun gölgesi
de gaybın gölgesine yabancı değildir. Her ikisinin
de içinde bir kapalılık ve gizlilik vardır. Huzur
ve rahatın hatırlatılması, duygudan yoksun
kalplere bu nimetin değerini kavratmak amacına yöneliktir.
Biz buradaki yoğun anlamlı ifade
dolayısıyla İslâmın bakış açısına
kısaca değineceğiz:
"Allah evlerinizi size barınak yaptı."
İşte İslâm evin bu şekilde psikolojik
huzurun ve duygusal tatminin yuvası olmasını
istemektedir. Onun bir rahatlama yeri olmasını
istemektedir. Orada kalp ve ruh huzur bulacak, rahata
kavuşacak, güvene erecektir. İslâm barınma ve
rahat için gerekli olan tüm imkânları temin eder.
Ayrıca o evde bulunanların huzuru için gerekli olan
şartları da hazırlar. Böylece o evde bulunanların
huzuru için gerekli olan şartları da hazırlar. Böylece
her biri diğerine bir teselli ve huzur vasıtası
olur. Yoksa ev hiçbir zaman tartışma, ayrılık
ve düşmanlık yeri değildir. O sadece
barış, güven, emniyet, huzur ve rahatlama yeridir.
İşte bu nedenle İslâm eve dokunulmazlık
vermiştir. Böylece oranın huzurunu, güvenini ve barışını
sağlamıştır. Oraya girmek isteyen, ancak izin
aldıktan sonra girebilir. Hiç kimse haksız yere
otoritenin adını kullanarak oraya dalamaz. Herhangi bir
sebepten dolayı evin içinde meydana gelen olayları,
nelerin olup bittiğini gözetleyemez. Ve hiç kimse
evdekilerin haberi olmadan veya onların evde
bulunmadığı sırada onların aleyhinde
birtakım haberler toplamak için eve giremez. Onların
huzurunu ve güvenini bozamaz. İslâmın evler için
öngördüğü sükuneti ihlal edemez. İşte tüm bu
realiteleri Kur'an'ın şu derin cümlesi ifade ediyor!
Burada sahne evlerin, mağaraların ve
giyim-kuşamın sahnesi olduğundan, surenin
akışı içinde konu edinen hayvanlar, bu sahnenin
birimleriyle uyum sağlayacak yönleriyle ele alınmaktadır:
"Süt hayvanlarından gerek geziye çıktığınız
ve gerekse beldelerinizde oturduğunuz günlerde kolayca taşıyabileceğiniz
çadırlar yaptı. Bu hayvanların yünlerinden,
tüylerinden ve kıllarından yaşama sürenizin
bitimine kadar yararlanabileceğiniz çeşitli giyim ve
kullanım eşyası yapmanızı
sağladı."
Burada da hayvanlardan elde edilen nimetler ile zaruri ihtiyaçları
karşılayan nimetlerin yanında insanın
zevklerini tatmin eden nimetlere de yer verilmiştir. Evin
temel ihtiyaçları yanında, faydalanmaya ve hoş
vakit geçirmeye de yer verilmiştir. Ayeti kerimede geçen
"meta" kavramı her ne kadar göç esnasında
taşınılan yatak, örtü ve kap-kacak için kullanılırsa
da yararlanma ve rahatlamayı da çağrıştırmaktadır.
Anlatımın seyri içinde gölgelere, dağlardaki
barınaklara, insanları sıcaktan koruyan elbiselere
ve savaşta koruyucu olarak giyilen zırhlara da
işaret ederken, huzur ve sükunet havası daha da
inceliyor:
"Allah, yarattıklarından size gölgeler sağladı;
dağlarda sığınacağınız
mağaralar varetti; size sıcaktan koruyucu elbiseler ile
düşmanlarınızın darbelerinden koruyucu
zırhlar sağladı."
İnsanın içi gölgelikte daha bir rahata ve huzura
kavuşur. Dağlardaki barınaklarda ise ayrı bir
güven ve emniyet hissi duyar. İnsan ruhu, kendisini
sıcaktan koruyan örtüler ve elbiselerle bir kat daha rahata
kavuşur. Onu zorluklardan koruyan zırhlar ve diğer
koruyucu araçlarla da daha güven içinde hisseder kendini.
Bunların hepsi de evlerin huzuru, rahatı, güveni ve
gölgesi türünden nesnelerdir..: Bunların hepsinden sonra
gelen ifade şudur:
"Böylece size yönelik nimetlerini tamama erdiriyor ki,
ola ki, buyruklarına uyanısınız."
İslâm teslim olmak, huzura ve güvene kavuşmaktır...
İşte bu şekilde sahnenin tüm gölgeleri Kur'an'ın
tasvir metoduna uygun bir uyum içine girmektedir.
Eğer onlar itaat ederse ne alâ. Eğer
sırtlarını döner, uzaklaşmak isterlerse bu
durumda peygambere düşen görev sadece gerçeği
ulaştırmaktır. Onlar da Allah'ın nimetlerini
öğrenip tanıdıktan ve bu nimetlerin inkâr
edilemeyeceğini gördükten sonra red ve inkâr etmiş
olurlar!