70- Allah sizi yarattı, sonra canınızı
alır; kiminizin ömrü en rezil, en güçsüz yaşlara
kadar uzatılır da adam vaktiyle bildiklerinin hiçbirini
bilmez olur. Hiç şüphesiz Allah her şeyi bilir ve her
şeyi yapabilir.
71- Allah rızık alanında bir bölümünüzü diğerlerinizden
üstün kıldı. Üstün konumdakiler rızıklarını,
buyrukları altındaki yoksullarla
paylaşmıyorlar ki, herkes eşit geçim düzeyine
kavuşsun. Acaba Allah'ın nimetlerini inkar mı
ediyorsunuz?
72- Allah size kendi türünüzden eşler sundu; bu
eşlerinizden size çocuklar, torunlar verdi, size temiz rızıklar
bağışladı. Durum böyleyken, onlar batıla
inanıp Allah'ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar?
73- Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine göklerden
ya da yerden hiçbir rızık veremeyen buna asla gücü
yetmeyen düzmece ilahlara taparlar.
74- Allah'a benzerler yakıştırmaya
kalkışmayınız. Çünkü Allah bilir, siz
bilmezsiniz.
Birinci dokunuş hayat ve ölümle ilgilidir. Bu konu
herkesi ve her canlıyı yakından ilgilendirmektedir.
Hayat sevimlidir. Hayat hakkında düşünmek katı
kalpleri bile bir ölçüde yumuşatır, Allah'ın
elini, nimetini ve kudretini daha bir duyarlıkla
algılamasını sağlar. Hayatı yitirmekten
korkmakla da hayatı verene karşı takva,
sakınma ve sığınma duyguları ferdin
vicdanını harekete geçirebilir. İnsanın
yaşlanıp ihtiyarlaşmasına, daha önce
bildiklerini unutmasına, acizlik, unutkanlık ve düşkünlük
açısından tekrar çocuklaşmasına ilişkin
yaşlılık tablosu, evet bu tablo insanın ruhunu
hayatın evreleri üzerinde düşünmeye sevk edebilir.
İnsan ruhunu hayatın değişimiyle etkilenmeye
sevkedebilir. İnsanın büyüklük taslamasını,
gücü, bilgisi ve imkânları ile üstünlük taslamasını
önleyebilir. Ardından;
"Hiç şüphesiz Allah her şeyi bilir ve her
şeye gücü yeter."
denilmektedir ki, insanın ruhunu bu büyük gerçeğe
çevirir. Sürekli ve kuşatıcı ilim
Allah'ındır. Zamandan etkilenmeyen, eksiksiz güç ve
kudret Allah'ındır. İnsanın ilmi, eksiksiz güç
ve kudret sahibi Allah'ındır. İnsanın ilmi gücü
de belli bir zamanla sınırlıdır. Ayrıca
her ikisi de eksik, sınırlı ve cüzidir.
İkinci dokunuş, rızıkla ilgilidir.
Rızık konusunda herkesin farklı durumda olduğu
ortadadır. Ayeti kerime, bu farklılığı,
Allah'ın rızık konusunda bir kesimi diğer bir
kesime üstün kılmasına bağlamaktadır.
Rızık konusundaki bu farklılığın
Allah'ın yasasına bağlı bulunan sebepleri
vardır. Bu konuda hiçbir şey başıboş ve
gereksiz değildir. Bir insan akıllı, bilgin ve düşünür
olduğu halde, rızık elde etme ve onu
geliştirme yeteneği sınırlı olabilir.
Zira onun yetenekleri başka alanlardadır. Aynı
şekilde bir insan da cahil, basit ve fazla akıllı
olmaz, fakat mal elde etme ve onu geliştirme yeteneği
fazla olabilir. Her insanın kendisine göre enerjisi ve
yetenekleri vardır. Bu konuyu derinlemesine incelemeyenler,
rızkın güç ve imkânlarla hiç ilgisi olmadığını
sanırlar. Halbuki rızık da hayatın diğer
alanlarındaki konular gibi özel bir güç ve yetenekle
tamamen ilgilidir. Rızkın bolluğu, Allah
tarafından sınanma vasıtası da olabilir.
Rızkın kısıtlanması da Allah'ın
dilediği bir hikmet ve bunun sonucunda gerçekleşen bir
sınama olabilir... Hangi açıdan bakarsak bakalım,
rızık konusundaki farklılıklar, gözle
görülen bir olaydır ve bu farklılıklar
insanların yeteneklerinin farklılıklarına
bağlıdır. Doğal olarak bu tezin tutarlı
olabilmesi için, değişik toplumlarda bulunan zulüm
esasına dayalı yapay ilkelerin ortadan
kaldırılması gerekir. Nitekim ayeti kerime bu
olayın, o zamanki Arap toplumunun realitedeki
uygulamasına değinmektedir. Ayeti kerime bu olayı o
zaman Araplarda sürdürülen puta tapıcı cahiliyenin
bazı kuruntularını ortadan kaldırmak için
kullanıyor. Sözkonusu kuruntulara daha önce değinmiştik.
Şöyle ki: onlar Allah'ın kendilerine verdiği
rızkın bir kısmını sahte
tanrılarına ayırıyorlardı. Burada onlar
hakkında diyor ki; "Onlar sahip oldukları
malların bir kısmını elleri altında
bulunan kölelerine vermiyorlardı. (Bu İslâmdan .önce
fiilen yaşanan bir olaydı) Yani rızık
konusunda köleleriyle eşit olmak istemiyorlardı. Peki
ne diye Allah'ın kendilerine verdiği rızkın
bir payını sahte ilahlarına ayırıyorlar?
"Acaba Allah'ın nimetlerini inkâr mı
ediyorsunuz."
Nimeti verene, bağışta bulunana,
rızıklarını arttırana şükredeceklerine,
nimete ortak koşmak suretiyle karşılık
veriyorlar. Öyle mi?
Üçüncü dokunuşun zemini, kendileri, eşleri,
çocukları ve torunlarıdır.
Burada
öncelikle erkek ile kadın arasındaki güçlü bağın
yerleştirilmesi ile söze girilmektedir:
"Allah size kendi türünüzden eşler sundu."
Onlar sizin kendinizdendir, sizin bir parçanızdır
onlar. Onlar aşağılık bir tür değillerdir.
Ki doğduklarını müjde aldığınızda
saklanıp üzülesiniz!
"Bu eşlerinizden size çocuklar, torunlar verdi."
Geçici olan insan, çocukları ve torunları
vasıtası ile varlığının sürdürüldüğünü
rahatça algılar. İnsanın içindeki bu arzuya
dokunulması duyarlılığını daha bir körükler...
Ardından şöylece olumsuzluk ifade eden soru sorulur:
"Durum böyleyken onlar batıla inanıp
Allah'ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar?"
Ki O'na ortak koşuyorlar ve onun emrine karşı
geliyorlar. Bu nimetlerin hepsi O'nun
bağışıdır. Ve bunlar, onların
hayatlarında her an gözlerinin önünde bulunan realiteler.
olgular olarak Allah'ın ilahlığını gösteren
ayetlerdir...
"Onlar batıla mı inanıyorlar?"
Allah'ın dışındaki her şey
batıldır. Bu sahte tanrılar ve uydurma kuruntular
da tümden batıldır. Realitede varlıkları
yoktur. Onların içinde hiçbir gerçek de yoktur. Onlar
Allah'ın nimetini inkâr ediyorlar. Halbuki bu onların
somut olarak algıladıkları, güzel görüp
faydalandıkları bir nimettir. Buna rağmen onu inkâr
ediyorlar.
"Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine göklerden
ya da yerden hiçbir rızık vermeyen, buna asla gücü
yetmeyen düzmece ilahlara taparlar."
İnsan fıtratının bu kadar bozulmuş
olması şaşırtıcı bir durumdur.
İnsanların kendilerine rızık verme gücüne
sahip bulunmayan ve hiçbir zaman ve ortamda bu güce sahip
olamayacak birine ibadet kasdı ile yönelmeleri tuhaf bir
tutumdur. Yaratan ve yarattıklarının
rızkını veren Allah'ı çağırdıkları,
Allah'ın birliğini gösteren kanıtlar gözlerinin
önünde olduğu halde; O'nun benzerlerinin ve O'na denk
birilerinin olduğunu ileri sürmeleri hayret vericidir.
"Allah'a benzerler yakıştırmaya
kalkışmayınız. Çünkü Allah bilir, siz
bilmezsiniz."
Allah'ın bir benzeri yoktur ki, siz O'nun gibilerinden söz
edebilesiniz, örnek veresiniz.
GERÇEĞİN KAVRATILMASI
Surenin akışı içinde onlara iki örnek verilir.
Birincisinde rızık veren ve mülkün sahibi bir
efendiden söz ediliyor. İkincisinde hiçbir şeye sahip
bulunmayan ve hiçbir kazancı olmayan aciz bir köleden
bahsediliyor. Amaç kendisinden habersiz oldukları büyük
gerçeğin, Allah'ın bir benzerinin
olmadığı gerçeğinin kavratılması,
ibadet edilmede Allah ile yaratıkların bir
tutulmasının doğru olmadığının
belletilmesidir: