17- Yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Hiç düşünmüyor
musunuz?
18- Eğer Allah'ın nimetlerini sayacak olursanız
bitiremezsiniz. Hiç kuşkusuz Allah
bağışlayıcıdır, merhametlidir.
19- Allah, gizlediklerinizi de açığa
vurduklarınızı da bilir.
20- Müşriklerin Allah'ı bir yana bırakarak
taptıkları düzmece ilahlar hiçbir şey
yaratamazlar: tersine kendileri birer yaratıktırlar.
21- Onlar cansızdırlar, canları yoktur.
Kendilerine tapanların ne zaman yeniden diriltileceklerini
bilmezler.
Bu, tam zamanında yetişen bir değerlendirme, bir
yorumdur. Zira bu sırada ruh onun içeriğini
kabullenmeye hazır hale gelmiştir:
"Yaratan yaratmayan gibi olur mu?"
Bu soruya sadece tek bir cevap verilebilir: "Hayır ve
Asla" bir insan bütün bu varlıkları yaratan ile büyük-küçük
hiçbir şeyi yaratamayanı
algılayışında ve değerlendirmesinde bir
tutabilir mi? "Hiç düşünmüyor musunuz."
Bunlar bir sayılabilir mi? Burada konu uzun uzadıya
hatırlatmaya bile uygun değildir. Çünkü her şey
açıktır. Her şey kesinlik
kazanmıştır. Bir dizi nimet sergilendikten sonra
şöyle bir ilave yapılıyor:
"Eğer Allah'ın nimetlerini sayacak
olursanız bitiremezsiniz."
Bırakın onlara karşı şükretmeyi...
Nimetlerin çoğunun insanlar farkında bile değildir.
İnsan, elindeki nimetlerin değerini zamanla
unutmaktadır. Onların varlığını
ancak yitirdiğinde farkedebilmektedir... İşte
insanın organik vücudu ve bunun pek çok işlevleri...
Bunların ne denli büyük nimetler olduklarını
insan ancak hastalandığında anlar. O zaman bir
eksiklik hisseder. Zaten eksiklikleri bulunduğundan
zayıf olan insanı, Allah'ın bağış ve
rahmeti kuşatmıştır:
"Hiç kuşkusuz Allah
bağışlayıcıdır, merhametlidir."
Yaratıcı, yarattığını en iyi
bilendir. Gizli-açık her şeyi bilir.
"Allah gizlediklerinizi de açığa
vurduklarınızı da bilir."
Öyleyse onlar anlayış ve değerlendirme olarak
Allah ile bu sahte tanrıları nasıl bir kabul
edebilirler? Bunların hiçbir şeyi
yaratmadıkları ve hiçbir şey bilmedikleri, hatta,
hayata kesinlikle müdahale yeteneği olmayan ölüler
oldukları halde... Allah'la bunları bir tutmak olur mu?
"Müşriklerin Allah'ı bir yana bırakarak
taptıkları düzmece ilahlar, hiçbir şey
yaratamazlar; tersine kendileri birer yaratıktırl
ar."
"Onlar cansızdırlar, canları yoktur.
Kendilerine tapanların ne zaman yeniden diriltileceklerini
bilmezler."
Burada dirilişe ve onun zamanına işaret edilmesi,
yaratıcının diriliş zamanını da
bilmesi gerektiğini belirtmek içindir. Zira diriliş
yaradılışın tamamlayıcı bir parçasıdır.
Bu diriliş ile canlılar daha önce yaptıklarının
cezasını veya mükafatını alacaklardır.
Kullarını ne zaman dirilteceklerini bilmeyen
tanrılar sahte tanrılardır. Hatta onlar
maskaraların maskaralarıdırlar. Yaratıcı
yaratıklarını
diriltir ve
onları ne zaman dirilteceğini de kesin olarak bilir!
ALLAH'IN KUŞATICILIĞI
Bundan önceki dersimizde, yüce Allah'ın
yaradılışla ilgili ayetleri, kullarına
bahşettiği nimetleri ve O'nun bilgisinin gizli-açık
her şeyi kuşattığını... Öte
yandan sahte
ilahların hiçbir şeyi yaratmadıkları gibi,
kendilerinin de yaratılmış varlıklar
olduklarını, hiçbir şey bilmediklerini, aksine
hayat sahibi olmayan ölüler olduklarını, mükafat veya
ceza için kullarını ne zaman dirilteceğini
bilmediklerini anlatan ayetler üzerinde durduk. İşte
Allah'ın kudretinden söz eden ayetler ile bu sahte tanrılardan
söz eden ayetler, bu putlara tapmanın saçmalığını
ve bütün şirk inancının boş ve temelsiz
olduğunu kesin biçimde ortaya koymaya yeter. Bu bölüm,
surede yeralan tevhid meselesine ilişkin ilk bölüm idi.
Burada diriliş meselesine de bir ölçüde değinïlmiştir.
Şimdi geçen dersin sonuna gelmiş ve yeni bir derse
başlamış bulunuyoruz.
Yeni bir bölüme geçiyoruz. Bu bölüm ilahlığın
birliğini belirterek açılıyor. Ahirete
inanmayanlarını imansızlıklarını
kalplerinin kötülüğüne bağlıyor. İnkârcılık
onların kalplerinde gizli bir özellik olarak yer etmiş
olduğundan, onları apaçık ayetleri kabullenmekten
alıkoymaktadır. Ayrıca onlar büyüklük taslayan
kimselerdir. Dolayısıyla bu böbürlenme onları
boyun eğmekten ve teslim olmaktan alıkoymaktadır.
Bu bölüm etkili bir sahne ile sona ermektedir. Bu sahne
yeryüzündeki bütün gölgelerin, insanlığın
Allah'a secde ediş sahnesidir. Bunlarla beraber göklerdeki
ve yeryüzündeki her şey, hayvanlardan tutun da, meleklere
varıncaya kadar her şey onlarla birlikte secdeye
kapanmaktadır. Hepsinin ruhları ve nefisleri büyüklük
taslamaktan arınmış, Allah korkusu ve
tartışmasız onun emrine itaat ile dolmuştur...
Bu itaatkâr ve inanan insanların sunulduğu sahne, bu bölümün
giriş kısmında yeralan kötü kalpli, büyüklük
taslayan inkârcıların sahnesine karşılık
yeralmaktadır.
Giriş ile sonuç arasında konunun içeriği
bağlamında bu büyüklük taslayan inkârcıların
vahye ve Kur'an'a ilişkin görüşleri gözler önüne
serilmektedir. Onlar bu hakikatleri eski milletlerin efsaneleri
olarak değerlendirmektedirler. Ayrıca Allah'a ortak
koşmalarının ve haramları helal
saymalarının nedenleri hakkındaki görüşlerine
yer verilmektedir. Zira onlar Allah'ın kendilerinin kötülük
işlemelerini ve buna razı olduğunu iddia
etmektedirler. bunun yanında diriliş ve kıyamet
konusundaki görüşleri eleştirilmektedir. Onlar var güçleriyle
yemin ederek Allah'ın ölenleri diriltmeyeceğini ileri sürmektedirler.
Ayetler onların bu görüşlerini teker teker ele
alıp hepsini çürütmektedir. Bu konuda onların ölüm
hallerine ve diriliş hallerine ilişkin sahneler,
manzaralar sunmaktadır. Bu tablolarda inkârcılar dünyadaki
sapık görüşlerinden vazgeçip uzaklaşıyorlar.
Ayrıca ayetler tarihte daha önce yaşamış bu müşrikler
gibi vahyi ve dirilişi yalan sayan önceki milletlerin akıbetlerine
de değinmektedir. Gecenin veya gündüzün herhangi bir
saatinde onlar hiç farkında değilken, şehirlerde
dolaşırken veya korku ve endişe içinde azabı
beklerken, Allah'ın aniden kendilerini kıskıvrak
yakalaması ile tehdit edilmektedirler. Bunun yanında
takva sahibi inanmışların görüşlerine,
ölüm ve diriliş günü kendilerini bekleyen güzel
mükafata ilişkin tablolara da yer verilmektedir.
İşte böylece yerdeki ve gökteki gölgelerin, hayvanların
ve meleklerin itaatkâr ve ürpertici sahneleri sona ermektedir.